ENFORMEL SEKTÖRDE İSTİHDAMIN VE İŞGÜCÜNÜN ÖZELLİKLERİ

Gülay Toksöz, Şerife Türcan Özşuca*

 

              1950 ve 60’lı yıllar kalkınma çabaları açısından iyimserlik yılları olup yeni bağımsızlaşan ülkelerin savaş ertesinin Avrupa ülkeleri ve Japonya gibi ekonomilerini başarıyla kurabilecekleri düşünülmüştür. “Uygun” makro-ekonomik politikalar, destekleyici kurumlar, kalkınma yardımlarıyla kişi başına milli gelir artışının zaman içinde sağlanabileceğine inanılmış ancak çeşitli ülkelerde yatırım ve üretkenlik artışı konusundaki iyimser tahminler tutmamış, yaratılan “modern” işlerin sayısı bu tip işlere olan talebin gerisinde kalmıştır. “Modern” sektörün dışında kalan ve zaman içinde ortadan kalkacağı varsayılan geleneksel istihdamın azalmak bir yana arttığı ve işsizliğe çözüm oluşturduğu sonunda kabullenilmiştir (Bangasser, 2000).

Enformel Sektörün Ortaya Çıkışı

              Enformel sektör kavramı iktisadi kalkınma teorisine 1972’de ILO’nun Kenya raporuyla girmiş, kırdan kente göç edenlerin, formel sektörün kısıtlı iş yaratma kapasitesinden ötürü bu sektörde iş bulamadığı koşullarda, yaşamlarını sürdürmek için yürüttüğü ekonomik faaliyetleri tanımlamak için kullanılmıştır. Başlangıçta geçici olduğu düşünülen enformel sektör işleri formel sektöre geçmede bir basamak olarak değerlendirilirken, zamanla sektörün kalıcı bir yapıda olduğu genel kabul görmüştür (Charmes, 1990). Kalıcılığın kabulüyle birlikte enformel sektöre ilişkin olarak gelişmekte olan ülkelerde yapılan çok sayıda araştırma, işgücünün ne kadarının bu sektörde istihdam edildiğini, hangi alanlarda mal ve hizmet üretimi olduğunu, sektörün GSMH’ya katkısının boyutlarını açığa çıkarmayı hedeflemiştir. Heterojen bir yapı gösteren enformel sektör işletmelerini tanımlamak için iki temel kriter yaygın kabul görmüştür: küçük ölçeklilik ve işletmenin ne ölçüde resmi düzenlemelerden ve vergilerden kaçındığı. Küçük ölçeklilik araştırmanın amacına göre kimi zaman 5’den kimi zaman 10’dan az işçi çalıştırma anlamına gelebilmektedir. Düzenlemelerden kaçınma temel kriter olarak alındığında, düzenlemelere uymayan orta ve büyük boy işletmeler de enformel sektör kapsamında değerlendirilmektedir. Genelde araştırmaların amacı, geniş kitlelere istihdam olanağı sunan enformel sektörün nasıl desteklenebileceği, kredi, eğitim, yeni teknoloji ve teknik yardımla üretkenliğin, çıktı miktarı ve gelirin nasıl arttırabileceği konularını aydınlatmak olmaktadır.

              Günümüzde sektör kavramının bütünün dışında ayrı olma gibi bir anlam taşımasından ötürü giderek daha az kullanılması ve  yerine formel ve enformel sektörün birbirini tamamlayıcı özelliklerinden ötürü enformel ekonomi, enformel faaliyetler gibi kavramların tercih edilmesi (Bangasser, 2000) söz konusu olsa bile bu metinde yerleşmişliğinden ötürü enformel sektör kavramı tercih edilecektir. Yapılan araştırmalar ortaya koymuştur ki, enformel sektör, tarımsal özellikleri ağır basan ve kişi başına milli geliri düşük ülkelerde daha önemli olup, sektörün payının 1980’li yıllarda kentsel tarım dışı istihdamın %20 ila %60’ı arasında olduğu hesaplanmaktadır. Bu geniş oran farkı, bir ülkenin gelişme düzeyinin düşüklüğüyle enformel sektörün büyüklüğü arasındaki ilişkiye işaret etmektedir (Charmes, 1990). 

            Enformel sektördeki istihdamın iç dağılımına bakıldığında, ücretli çalışmanın payının kendi hesabına ve ücretsiz aile işçisi olarak çalışma yanında  sınırlı olduğu görülmektedir. Ücretli çalışma esas itibariyle kendi hesabına çalışmaya dönüşen geçici bir durum olup, kendi hesabına para kazanma olanağının bulunması, formel sektörde şansı olmayacak kırsal kesim insanının kente göç kararı vermesinde etkili olmaktadır. Enformel sektördeki işletme sahiplerinin ortalama gelirlerinin formel sektördeki asgari ücretten ve hatta ortalama ücretten daha yüksek olması ve yapılan işin göreli bağımsızlığı sektörü cazip kılmaktadır. Buna karşılık ücretlilerin eline geçen, genelde asgari ücretin altındadır. Enformel istihdamla yoksulluk arasındaki ilişki, çalışanlar statülerine ve endüstri veya ticaret sektörüne göre sınıflandırıldığında ortaya çıkmaktadır: işverenden kendi hesabına çalışana, ücretli çalışana ve ev işçisine doğru gittikçe gelir azalmaktadır. Enformel sektörün kendi içinde bir ayrışma yaşanmakta, kadınlar ve çocuklar ücretsiz aile işçisi veya düşük ücretli konumlarıyla, enformel sektörün en yoksullarını oluştururken, işletme sahipleri esas itibariyle erkekler olmaktadır. Düşük ücretli ev işçilerinin büyük çoğunluğu da kadınlardır. (Charmes, 1990; Lubell, 1991; Lund/Srinivas, 2000).

Enformel Sektörün Özellikleri ve Bu Sektörde İstihdam

Enformel sektöre ilişkin araştırmalarda farklı yaklaşımlar olduğunu ve işletmelerin iki farklı düzlemde ele alındığını belirtmek gerekir. Birinci yaklaşım küçük ölçekli üretim faaliyetlerinin kente sunduğu hizmet ve mal üretimi üzerinde yoğunlaşmakta, bu sektörün yarattığı istihdam ve gelir potansiyeline dikkat çekmektedir (Hugon, 1990). İkinci yaklaşım bu sektörde emeğin konumu ve çalışma koşulları üzerinde yoğunlaşmakta ve dikkatini üretim zincirlerine çevirmektedir. Enformel faaliyetlerin ayırt edici özelliğini, benzer faaliyetlerin yasal ve sosyal bir çerçevede düzenlendiği koşullarda bu sektördeki ekonomik faaliyetlerin toplumun kurumları tarafından düzenlenmemiş olması olarak tanımlayan Castells ve Portes (1989), bu durumun iş sürecini çeşitli yönleri itibariyle nasıl etkilediğine bakmıştır. Buna göre ilk ele alınması gereken emeğin konumudur; emeğin kayıt dışı olması sosyal yararlardan yoksun kalması, asgari ücretin altında ücret alması veya toplumun başka türlü izin vermeyeceği koşullarda istihdam edilmesi demektir. İkinci olarak işgücünün istihdam edildiği çalışma koşulları ele alındığında, bunların sağlık koşullarına, halk sağlığına, iş güvenliği düzenlemelerine uymaması, tehlikeli maddeler üreten bir işletmenin nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde kurulması karşılaşılabilecek durumlardır.

              1950-60’larda iç göçle büyüyen enformel ekonomik faaliyetler özellikle 1980’ler sonrasında yaygınlaşmaya başlamış ve 20. yüzyılın sonuna gelindiğinde gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerinde ciddi boyutlara ulaşmıştır.  Enformelleşmenin yayılmasının temel nedeni, yeniden yapılanma sürecinde benimsenen ihracata dayalı büyüme modelinin tüm ülkelerde özellikle emek yoğun sanayiler üzerindeki etkisidir. Uluslararası piyasalarda rekabet edebilmek için işgücü maliyetlerini düşürme zorunluluğu bir çok imalatçı firmanın enformel sektöre geçmesine yol açmıştır. Buradaki işletmelerde çalışan işçilerin düşük ücret düzeyleri ve sağladıkları çıktı önemli ihracat sanayileri de dahil olmak üzere bu sanayilerin büyümesini sağlamaktadır.

                Enformel sektörde istihdamın ölçülebilmesi için 1993’de yapılan 15. İşgücü İstatistikçileri Uluslararası Konferansı’nda enformel sektör işyerleri aile işletmeleri veya kendi hesabına çalışanlar ve mikro işletmeler (enformel işverenler) olarak tanımlanmıştır. Bu tanım şöyle ayrıntılandırılmıştır: 1)kendi hesabına çalışan, aile üyelerini veya ücretli işçileri geçici olarak istihdam eden, ulusal koşullara bağlı olarak ya tüm kendi hesabına işletmeler ya da bunların içinde herhangi bir şekilde kayıtlı olmayanlar (hiç bir yasal düzenlemeye tabi olmayanlar) 2) a)belirlenmiş bir sayının altında istihdamda bulunan, b)işyerinin ya da çalışanlarının kayıtsız olduğu,  enformel işverenlerin işletmeleri. Pratik amaçlarla enformel sektör tarım dışı faaliyetlerle sınırlandırılmaktadır (Charmes, 2000). Enformel sektörde kadın emeğinin görünür kılınması ve örgütlenmesi için çalışan WIEGO bu tanımın ücretli işçiler olarak sadece enformel işletmelerin işçilerini kabul ettiğini ve diğerlerini dışarda bıraktığını belirterek, tanımın genişletilmesinden yanadır. Buna göre enformel sektörde çalışanlar: a)enformel işletmelerin tüm işverenleri b)asgari ücret, güvenli iş ve yarar olmaksızın formel veya enformel firmalardaki tüm ücretli çalışanlardır: enformel firma işçileri, ev işçileri, yevmiyeli işçiler, ev hizmetinde çalışanlar, geçici ve kısmi zamanlı işçiler, kayıtsız işçiler  (Chen, Jhabvala, Lund, 2001). Bu genişletilmiş tanımda her türlü kayıtdışı çalıştırılan işçinin enformel sektör kapsamında kabul edildiği görülmektedir. Bu bağlamda evde bir işverene bağımlı olarak kayıtdışı çalıştırılan ev işçileri enformel sektör içinde önemli bir yer tutmakta ve son derece ucuz işgücü sunmaktadır. Evde yapılan işlerin genellikle düzensiz, istikrarsız ve süreksiz işler olması onun kayıt altına alınmasını zorlaştırmaktadır. Ev eksenli çalışma hem bağımlı hem bağımsız çalışanları kapsamakta ancak her iki grubun belirleyici özelliği kayıtdışılık olmaktadır.

              İşgücü İstatistikçileri Konferansı’nın tanımına göre yapılan hesaplamalar göstermektedir ki, 1980’den 1990’a tarım dışı enformel sektör istihdamının toplam istihdamdaki payı hızla artmış ve kuzey Afrika’da %43, Sahra altı Afrika’da %75, Latin Amerika’da %57 ve Asya’da %63’e ulaşmıştır. Enformel sektör içinde kadınların yüzdesi  Sahraaltı Afrika’da %52, Latin Amerika’da %46, ve Asya’da %40’dır. Enformel sektördeki kadın oranının Asya’da daha düşük görünmesinin nedeni ise kadınların Hindistan’daki katılımının kültürel ve yöntemsel sorunlara bağlı olarak olduğundan düşük hesaplanmasıdır.  Enformel sektör istihdamında esas ağırlık ticaret ve hizmet sektörlerindedir, sanayinin payı bölgeler itibariyle ¼ ile 1/3 arasında değişmektedir. Kadınlar erkeklere kıyasla daha çok ticaret ve hizmet faaliyetinde olup, imalat sanayiindeki payları sınırlıdır; kadınlar Afrika ve Latin Amerika’da enformel  sektördeki ticaret istihdamının yarıdan fazlasını, Asya’da yarıya yakınını oluşturmaktadır. Ancak kadınların ticari faaliyet olarak tasnif edilen bir çok faaliyeti aslında imalat faaliyetleridir. Evde ev işleriyle meşgul olan çok sayıda kadın, bu türden işleri piyasa için yaparak yani daha önceleri kendi hane tüketimleri için yaptıkları ürün ve hizmetleri sokakta veya evden satmak için üreterek işgücüne katılmışlardır (Charmes, 2000). Bu tarz bağımsız, kendi hesabına çalışmanın yanı sıra ev işçisi olarak bağımlı çalışma da yaygınlaşmaktadır.

Ev Eksenli Çalışan Kadınlar

Ev eksenli çalışma asıl olarak kadın emeğine dayanmaktadır ( Allen,1983; Carr, Chen ve Tate, 2000; Beneria, 2001). Esasen 1980’li ve 1990’lı yıllar boyunca dünyanın her yerinde   kadınların işgücü piyasasına katılımları artmıştır. Bu gelişim literatürde işgücünün feminizasyonu olarak adlandırılmakta ancak bu sürecin, işgücü piyasasının esnekleşmesi doğrultusunda, kadınların düşük ücretli, güvencesiz ve düzensiz işlerde, kötü çalışma koşullarına sahip olan ev eksenli çalışmayı da kapsayacak şekilde  enformel sektör faaliyetlerindeki artış sonucu gerçekleştiği belirtilmektedir (Standing,1999).

 

Tablo: Çeşitli Ülkelerde Ev Eksenli Çalışanlar

 

Ev eksenli çalışan kişi sayısı

Tarımdışı işgücü içinde ev eksenli çalışan kadınların oranı (%)

Ev eksenli çalışanlar içinde kadınların oranı (%)

Benin (1992)

   595 544

65,8

74,1

Brezilya (1991)

2 141 972

5,0

57,1

Brezilya (1995)

2 700 000

5,2

78,5

Şili (1997)

   79 740

1,8

82,3

Kenya (1999)

  777 100

15,0

34,9

Peru (1993)

 128 700

5,2

35,3

Filipinler (1993-95)

2 025 017

13,7

78,8

Tayland (1999)

 311 790

2,0

80,0

Tunus (1994)

  88 267

4,8

71,3

 

Kaynak:Charmes Jacques, (2001), s.16.           

               

Tabloda yer alan ülkelerin büyük kısmında ev eksenli çalışanların çoğunluğu kadınlardan oluşmaktadır. Ev eksenli çalışma içinde kadınların ev işçisi olarak yoğun biçimde  istihdamının temel nedeni,  küresel üretim zincirinin, özellikle ihracata dayalı emek yoğun sektörlerde işgücü maliyetlerini en aza indirmek amacıyla desentralize edilmesidir (Carr, Chen, Tate, 2000). Kadın emeğinin ucuz emek niteliğinde oluşu bu gelişimin temel güdüleyicisi konumundadır. Yapılan çeşitli araştırmalar, enformel sektörde ev eksenli çalışan kadınların ücretlerinin, benzer işleri yapan erkeklere göre düşük olduğunu, daha uzun çalıştıklarını ve toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü çerçevesinde hem üretim hem de yeniden üretim faaliyetlerinden kaynaklı sorumlulukların yıpratıcı etkisi altında bulunduklarını ortaya koymaktadır (Beneria, 2001).

            Ev eksenli çalışmanın kendileri açısından birçok olumsuzluk içermesine rağmen, kadınlar tarafından yoğun bir biçimde tercih edilmesini açıklamak için öne sürülen temel görüş, bu tür işlerde kadınların hem üretim hem yeniden üretim faaliyetlerinden kaynaklanan sorumluluklarını eş anlı olarak gerçekleştirebilmeleridir. Sosyo-kültürel değerler çerçevesinde bu iddia kabul görmekle beraber, yeniden üretim faaliyetleri kapsamında özellikle bağımlı çocuk sayısının, kadınların bu çalışma biçimini bu denli yoğun olarak seçmelerinin tek açıklayıcısı olmadığı belirtilmektedir (Allen,1983). Kadın emeğinin ucuz emek olarak  kabul edilmesi, işverenler tarafından istenilirliğini arttırmakta, bunun yanı sıra ekonomik zorluklar ve yoksulluk karşında kadınların hane halkı gelirlerine katkıda bulunmak amacıyla bu tür işleri bir yaşam stratejisi olarak benimsemesi, kadınların formel işgücü piyasalarının aradığı niteliklere sahip olmaması ve kadınlara karşı uygulanan ayrımcılık, çalışmak zorunda olan kadınların, enformel sektör kapsamında ev eksenli işleri bir anlamda zorunlu olarak seçtiğini ortaya koymaktadır.

Türkiye’de İşgücü Piyasası ve Enformel Sektör

              Türkiye’de işgücü piyasası tabakalı bir yapı arz etmektedir ve istihdamın en büyük kesimini kapsayan tarım sektörünün yanında kentlerde özel ve kamu kesiminin büyük işletmelerinde çalışanları kapsayan formel sektör ve küçük işletmelerin kayıt dışı  işgücünü kapsayan enformel sektör bulunmaktadır. İşgücünün sadece %45’i ücretli ve yevmiyeli statüsünde çalışmakta, ücretle çalışanların çok önemli bir kısmı da 10’dan az işçinin çalıştığı çok küçük işletmelerde yoğunlaşmaktadır. Gerek ücretlilerin işgücü içindeki payının sınırlılığı, gerekse de çalışanların büyük kısmının yasal ve kurumsal düzenlemelerin büyük ölçüde dışında kalan küçük işletmelerde istihdam edilmesi Türkiye’de işgücü piyasalarının esnek yapısına işaret etmektedir (Şenses, 1995). DİE’nin 1997 genel sanayi ve işyeri sayım sonuçlarına göre küçük ve orta boy işletmeler imalat sanayiindeki toplam işyerlerinin %99,2’sini ve istihdamın %55,9’unu oluşturmaktadır. Çok küçük (mikro) işletmeler %32,4’le en büyük paya sahip olup buralarda 546 452 kişi istihdam edilmektedir. (ÖİK, 2000:85). Ayrıca kentlerde kendi hesabına çalışanların sayısı 1999’da 1 592 bin olup (DİE, 1999) bu yapı ülkemizde enformel sektör kapsamında değerlendirilebilecek işyerlerinin yaygınlığını göstermektedir. Ancak çok küçük işletmelerde istihdamın cinsiyet temelinde dağılımına ilişkin istatistikler bulunmamaktadır.

            DİE verilerini esas alarak 1-9 kişi çalıştıran çok küçük işyerleri genel olarak kurumsallaşmamış yapıları, kurallara uygun işleyişten uzaklıkları temelinde enformel sektör içinde değerlendirebilir. Kuşkusuz burada bir başka sorun sayıca daha çok işçi istihdam eden ancak İş Kanunu, Sosyal Güvenlik Kanunu ve işgücünü ilgilendiren diğer yasal düzenlemelere uymayan, işgücünü sosyal koruma kapsamı dışında çalıştıran işyerlerinin nasıl tanımlanacağıdır. Bu işletmelerin enformel istihdam ilişkileri içinde olduğunu söylenebilir.

Squire ve Suthiwat-Narueput (1997), enformel istihdamın büyüklüğünü belirleyen dört faktörden söz etmektedir. Bunlar: işyerinin büyüklüğü, kayıtlı sektör işgücü maliyetinin kayıtdışı sektör işgücü maliyetine oranı, işyerinin devletin kurumları tarafından denetlenme olasılığı  ve son olarak uygulanacak cezanın büyüklüğüdür. Türkiye'de işgücü piyasası ile ilgili yasalar, büyük ve küçük işletmeler yönünden önemli bir fark yaratmamakla birlikte, bu işletmeleri kayıt dışına yönelten temel  unsurlar, işgücü maliyeti ile net ücret arasındaki farkın büyük olması ve ayrıca işyerlerinin yeterince denetlenmemesidir.  TİSK verilerine göre, 1998 yılında işgücü maliyetinin %59'u net ücret olarak işçinin eline geçmektedir. 2001 yılında asgari ücretin üzerindeki vergi ve sosyal güvenlik yükü %41.4'ü bulmaktadır (Korkmaz, 2001). İşgücü maliyeti ile çalışanın eline geçen net ücret arasındaki fark açıldıkça, işveren ve işçi yönünden kayıtdışına çıkma avantajlı bir hale gelmektedir. Net ve brüt ücret arasındaki farkın işçi ve işveren arasında pay edildiğinden söz edilmektedir (ÖİK, 2001:54). Burada gelir düzeyinin düşüklüğü prim ödemeden kaçınmadaki başlıca nedendir.

Denetim etkinliğinin zayıf olması, bu gelişmeyi daha da kolaylaştırmaktadır. Sonuç olarak ülkemizde varolan yasal ve kurumsal durum, özellikle küçük işletmelerin kayıtdışına geçme potansiyellerini güçlendirmektedir. Artan nüfus için yeni iş imkanlarının yeterince yaratılamaması, ayrıca ekonomik krizle birlikte daha da artan işsizlik baskısı, enformel sektörde istihdam arayışlarını artırmaktadır. Formel sektörde düşük ücretle çalışanlar da gelirlerini artırabilmek için enformel sektörde ikinci bir iş bulma çabasına girmektedir.

            Küçük üreticiliğin çok yaygın olduğu bu geleneksel yapının yanısıra Türkiye’de 1980 sonrası izlenen iktisat politikaları da enformel işgücü kullanımını yaygınlaştırmıştır. İhracata dayalı büyüme modeli içinde uluslararası piyasalara yönelik üretim yapan firmalar rekabet sürecinde fiyatları düşürebilmek için emek maliyetini düşürmeye yönelmişler ve ücret esnekliği esas itibariyle fason ilişkiler üzerinden sağlanmıştır. Kayıtdışına çıkması kolay olmayan büyük işletmeler  çözüm yolunu üretim sürecini parçalara bölerek küçük ve orta boy işletmelere fason üretim yaptırmada bulmaktadır. Bu tür işletmelerin enformel sektörde yer almaları veya enformel istihdamda bulunmaları ölçüsünde büyük işletmeler ucuz işgücü maliyetlerinden yararlanmaktadır. Özellikle küçük sanayi sitelerinde bulunan çok küçük ve küçük işletmeler daha büyük işletmelerden iş kapabilmek için fiyat rekabetine girişmekte ve işgücü maliyetlerinin düşürülmesi işgücünün sigortasız istihdamı üzerinden gerçekleştirilmektedir. Türkiye’de esnek üretim tartışmaları bağlamında küçük ve orta boy işletmelerin durumuna yakından bakan ve fason üretim ilişkilerini sosyolojik boyutları itibariyle açığa çıkarmayı amaçlayan kimi alan araştırmaları bu türden işletmelerde sigortasız ve asgari ücretin altında ücretle çalıştırılan işgücünün varlığına dikkat çekmektedir (Suğur, 1994, Eraydın, 1998, Türkün-Erendil, 2000,  Güler-Müftüğlu, 2000). Sosyal güvenlik kapsamı dışında çalışanları enformel sektör istihdamı içinde değerlendiren ve çalışma koşullarına, sosyal güvenlikten yoksunluğun çalışan ve ailesi açısından anlamına, ücret düzeyi üzerindeki etkisine bakan araştırmalar da vardır (Özar, 1994, Lordoğlu/Özar, 1998, Şişman, 1999). Ancak bu konumdaki çalışanlara işletme üzerinden ulaşmanın güçlüğünden ötürü ve sabit işyeri olmayanları da dahil edebilmek açısından saha çalışması hane üzerinden yapılmaktadır.

İmalat sanayiinde kadın işgücü esas olarak konfeksiyon işkolundaki küçük işletmelerde veya eve iş verme temelinde evlerinde güvencesiz biçimde istihdam edilmektedir (Eraydın/ Erendil 1999). Evde kadınlar tarafından yapılan parçabaşı  işleri enformel sektöre özgü bir çalışma tarzı olarak değerlendiren araştırmalar ise dışarda ücretli çalışma imkanı olmayan evli ve çocuklu kadınlar tarafından tercih edilen  bu tip bir ekonomik faaliyetin düşük gelir getirdiğini ve genelde kadınlarca çalışma olarak görülmediğini ortaya koymaktadır (Lordoğlu, 1990, Çınar, 1994, White, 1999).

              DİE’nin 15.İşgücü İstatistikçileri Uluslararası Konferansında geliştirilen tanıma dayanarak 2000 yılında ilk kez yaptığı “Kentsel Yerler Küçük ve Şirketleşmemiş İşyerleri Anketi”nin geçici sonuçlarına göre kentsel yerlerde 1 340 000 kişi enformel sektörde çalışmakta olup %89’u erkek, %11’i kadındır. Enformel sektör istihdamının kentsel yerlerde toplam tarım dışı istihdam içindeki payı %12,5’dir (DİE, 2001). Dünyanın çeşitli bölgelerinde enformel istihdamın tarım dışı istihdam içindeki payı %43-%75 arasında hesaplanırken, Türkiye’de %12,5 olarak düşük düzeyde bulunması şaşırtıcıdır. Anket esas olarak şirketleşmemiş işyerlerinin sahipleri ile onların hane halklarındaki bağımsız çalışan fertleri kapsamaktadır. Bu işyerlerinde ücretli işçi veya ücretsiz aile işçisi olarak çalışanlar hakkındaki bilgi işverenlerin beyanlarına dayandığı için gerçekte olduğundan daha düşük çıktığını düşünebiliriz. Yine bu anket sonuçlarına göre enformel sektörde çalışan kadın sayısı sadece 145 000’dir. Anket evde ev işçisi olarak çalışanları açığa çıkartacak biçimde tasarlanmamıştır. Bu konudaki bilginin Hanehalkı İşgücü Anketi Sonuçları’ndan elde edileceği düşünülebilir. Nitekim anketlerde Nisan 1999’da kentlerde evde çalışan toplam 191 000 kişinin 162 000’i (%84,8) kadındır. Ancak bu çalışmanın içinde ağır basan kendi hesabına çalışma olup, ücretli ve yevmiyeli çalışan kadın sayısı 47 000 de kalmaktadır (%29) (DİE, 1999). Bu sayılar da gerek ev eksenli çalışan toplam kadın sayısı gerekse bunun içinde ev işçisi olarak çalışan kadın sayısı itibariyle çok düşük görünmektedir. Kadınların çoğu zaman kendilerinin de iş olarak görmedikleri bir faaliyeti anketörlere beyan etmemelerinin düşüklüğün nedenlerinden biri olduğu söylenebilir. Diğer nedenlerin neler olduğunu bulmak ve ev eksenli çalışmanın gerçek boyutları hakkında bilgi edinmek için bu tarz çalışmayı açığa çıkaracak daha kapsamlı araştırmalara gerek olduğu açıktır.

              WIEGO’nun  enfomel sektördeki işçi tanımının genişletilmesi ve tüm kayıtdışı çalıştırılan işçilerin buna dahil edilmesi görüşü temelinde yapılacak bir hesaplamaya göre 2001’de kentlerde tarım dışı faaliyetlerde çalışan 10 169 000 kişinin 2 914 000’i herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı değildir.  Buna göre kentsel istihdamın %28,7’si enformel sektördedir (DİE, 2002). Hesaplamaya temel alınan kriterler çerçevesinde enformel istihdamın boyutlarının farklılık gösterdiği görülmektedir.

Enformel Sektör ve Sosyal Koruma

            Enformel sektörde sosyal güvenlik kapsamı dışında çalışmak zorunda olanların  yoksulluktan en fazla etkilenen grupların başında gelmesi bizi enformel sektör ve sosyal koruma tartışmalarına getirmektedir. Türkiye’de enformel çalışmanın yaygınlığı bir taraftan bu grupların yoksulluğunu derinleştirirken, diğer taraftan sosyal güvenlik sisteminin ana sorun kaynağını oluşturmaktadır. İşgücü piyasasındaki bu yapısal sorun ortalama ücretleri aşağı itmenin yanı sıra, formel istihdamın sürekliliğini de engellemektedir. Sosyal güvenlik sistemlerinin gelir kaynaklarını olumsuz etkileyen bu gelişme, sistemin harcamaları üzerinde artış yönünde baskı yaratmaktadır.

2002 yılı itibariyle 18,5 milyon çalışan nüfusa karşılık 9,6 milyonun aktif sigortalı olması, çalışanların yarıya yakınının kayıtdışında bulunması, sigorta sisteminin krizden çıkamayacağına işaret etmektedir (DİE, 2002). Bu sistemin krize girmesinde, işgücünün çarpık, enformel yapısı birincil bir rol üstlenmektedir. İşgücü piyasasında enformel çalışanları sosyal güvenlik sistemine girmeye teşvik edici düzenlemeler önem kazanmaktadır. Diğer taraftan sosyal güvenlik yoksullukla  mücadeleyi de içerecek bir şekilde sosyal koruma olarak genişletilmek durumundadır. Sosyal koruma kavramı sadece sosyal güvenlik alanında sunulan hizmet ve transferleri değil aynı zamanda yoksulların ve güvencesiz koşullarda çalışanların bizzat kendilerinin ve örgütlerinin sürece müdahil olmasını öngörmektedir.

Çeşitli ülkelerde mevcut sosyal sigorta sistemleri enformel sektörü kapsayamadığı için hükümetler veya topluluk temelli örgütler yeni örgütlenme ve destek mekanizmaları geliştirmişlerdir. Özellikle çok küçük işletmelerin finansman sorununu çözmeye yönelik mikro finans/kredi uygulamaları sosyal koruma önlemlerini de bünyesinde barındırmaktadır. Topluluk temelli örgütler hem üyelerine dayanmakta, hem devletin sunduğu formel sosyal koruma sistemleriyle hem de piyasada faaliyet gösteren kar amaçlı sigorta şirketleriyle işbirliği yapmaktadır. Burada tercihin ağırlıkla hangisinden yana olacağı o ülkenin sosyo-ekonomik geleneklerine ve tarafların tutumlarına bağlıdır (Lund/Srinivas, 2000). Sosyal koruma uygulamalarında hedef kitlenin daha çok kendi hesabına çalışanlar olduğu ve bu kitle içinde kadınların önemli yer tuttuğu görülmektedir. Özellikle ev eksenli çalışan kadınlara yönelik örgütlenmeler başarılı sosyal koruma modelleri sergilemektedir (Bkz. bu sayıda Şenay Gökbayrak’ın yazısı).

Sonuç

            Enformelliğin önemli bir parçasını oluşturan ve geniş kapsamlı istihdam yaratan çok küçük işletmelerin kayıtlı sektöre geçişini özendirmede, hem çalışanların temsilcisi olan örgütlenmelerin aktif müdahalesi hem de devletin düzenleyici ve denetleyici rolünü artırması gereklidir. Net ücret ile işgücü maliyeti arasındaki farkı daraltacak düzenlemeler, kayıtdışı istihdamı zayıflatabilecektir. Küçük işletmelere yönelik finansman, işletme yönetimi, eğitim, teknoloji kullanımı, standardizasyon ve pazarlama konularında destek programları oluşturulmalıdır. Bu desteklerden yararlanabilmenin kayıtlı olmayı gerektirmesi, küçük işletmeleri kayıt içine girmeye yönlendirebilecektir. Çalışanlara yönelik koruyucu mevzuatın geliştirilmesi ve uygulanmasını teşvik edici düzenlemeler, hem insan onuruna yakışır koşullarda çalışmaya dair temel insan hakkını gerçekleştirmenin hem de işgücü verimliliğini artırmanın asli unsurlarıdır. Bu noktada kadınları ücretsiz aile işçisi veya evde parça başı ücretli çalışan konumundan kurtaracak ve ondaki girişimcilik potansiyelini açığa çıkaracak özel destek uygulamaları büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’nin gerçekleştirmesi gereken, üretime yönelik yatırımları artırmak, yoksullukla mücadele etmek, gelir dağılımındaki eşitsizliği azaltmak ve işgücünün verimliliğini artırmak üzere işgücünü sosyal koruma kapsamına almak, bu korumanın insanların ihtiyaçlarına göre şekillenmesine özen göstermektir.

 

 

 

 

KAYNAKÇA

- Allen, S., (1983), “Production and reproduction : The Lives of women homeworkers”, Sociological Review, Vol:31, Issue:4, p:649-665.

- Bangasser Paul E. (2000) The ILO and the informal sector: an institutional history, Employment Paper 2000/9, Geneva.

- Beneria, Lourdes (2001), “Changing employment patterns and the informalization of jobs: General trends and gender dimension”, International Labour Office, Geneva.

 - Carr, M., Chen, M. A., Tate, J. (2000), “Globalization and Home-based Workers”, Feminist Economics, 6(3), p:123-142.

- Charmes Jacques (1990) “A Critical Review of Concepts, Definitons and Studies in the Informal Sector”, Turnham/Salome/Schwarz (der.) The Informal Sector Revisited , OECD, Paris.

- Charmes Jacques (2000) “Size, Trends and Productivity of Women’s Work in the Informal Sector and in Old and New Forms of Informal Employment. An Outlook of Recent Empirical Evidence”, Paper for IAFFE Conference, İstanbul.

- Chen, M.A., Jhabvala, R., Lund, F. (2001) Supporting Informal Economy, Paper for ILO Task Force.

-Çınar Mine (1994) “Unskilled Urban Migrant Women and Disguised Employment: Home Working Women in İstanbul”,  World Development, Vol. 22, No.3.

-Devlet Planlama Teşkilatı (2000) Sanayi Politikaları Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara.

- Devlet Planlama Teşkilatı (2001) Gelir Dağılımının İyileştirilmesi ve Yoksullukla Mücadele, Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara.

- DİE (1999) Hanehalkı İşgücü Anketi Sonuçları, Nisan, Ekim 1999, Ankara.

- DİE (2001) 2000 Kentsel Yerler Küçük ve Şirketleşmemiş İşyerleri (İnformal Sektör) Anketi Haber Bülteni, 31/10/2001, Ankara.

- DİE (2002) http://www.die.gov.tr/TURKISH/SONIST/ISGUCU/27050213.gif

-Eraydın Ayda (1998) “Türkiye’de Üretim Yapısının Dönüşümü ve Esnek Üretim Örgütlenmesi ile Yeni İstihdam Biçimlerinin Ortaya Çıkışı”, Rona, Z. (der.) Bilanço 1923-1998, TÜBA, TSBD, Tarih Vakfı, İstanbul.

- Eraydın A./Erendil A. (1999) Yeni Üretim Biçimleri ve Kadın Emeği, KSSGM, Ankara.

- Hugon P. (1990) “The Informal Sector Revisited (In Africa)”, Turnham/ Salome/ Schwarz (der.) The Informal Sector Revisited, OECD, Paris.

- Koray Meryem (1995) “Esneklik Ya da “Emek Piyasasının” Küreselleşmesi”, Petrol-İş ‘95-’96, İstanbul.

- Korkmaz, Esfender (2001), “Kayıtdışı İstihdam”,  İşveren, cilt.39, sayı.5

- Köse A./Öncü, A. (1998) “Dünya ve Türkiye Ekonomisinde Anadolu İmalat Sanayi: Zenginleşmenin mi Yoksa Yoksullaşmanın mı Eşiğindeyiz?”, Toplum ve Bilim, Sayı: 77, Yaz 1998.

- Lordoğlu Kuvvet (1990) Eve İş Verme Sistemi İçinde Kadın İşgücü Üzerine Bir Alan Araştırması, FES, İstanbul.

- Lordoğlu K./Özar Ş. (1998) Enformel Sektör ve Sosyal Güvenlik: Sorunlar ve Perspektifler, FES, İstanbul.

- Lubell Harold (1991) The Informal Sector in the 1980s and 1990s, OECD, Paris.

- Lund, F./Srinivas, S. (2000) Learning from Experience: A gendered approach to social protection for workers in the informal economy, ILO, Turin.

- Müftüoğlu Berna Güler (2000) “İstanbul Gedikpaşa’da Ayakkabı Üretiminin Değişen Yapısı ve Farklılaşan İşgücü”, Toplum ve Bilim, Sayı:86, Güz 2000, İstanbul.

- OECD (1994), OECD Employment Outlook, Paris.

- Özar Şemsa (1994) Alibeyköy Enformel Kesim Hanehalkı Ön Araştırması, Boğaziçi Üniversitesi, Araştırma Raporu, İstanbul.

- Pınarcıoğlu Melih (2000) “KOBİ’ler, Kollektif Verimlilik ve Sorunları”, Toplum ve Bilim, Sayı:86, Güz 2000, İstanbul.

- Portes, A./Castells, M. (1989) “World Underneath: The Origins, Dynamics and Effects of the Informal Economy”,  Portes, A./Castells, M./Benton, L.A (der.) The Informal Economy, The John Hopkins University Press, Londra.

- Squire, L./ Suthiwart-Narueput, S. (1997), “The Impact of Labor Market Regulation”, The World Bank Economic Review, Vol.11.

- Standing, Guy (1999), “Global feminization through flexible labour: A theme revisited “, World Development, Vol:27, No:3, pp:583-602.

- Suğur Nadir (1994) “Türkiye’de Esnek Üretim ve Küçük Sanayi: OSTİM Sanayi Bölgesi Esnek Uzmanlaşmanın Neresinde?”, Toplum ve Bilim, Sayı:63, Bahar 1994.

- Şenses Fikret (1995) “İşgücü Piyasalarında Esneklik Türkiye İçin Geçerli Bir Kavram mıdır?”, Petrol-İş ‘95-’96, İstanbul.

- Şişman Yener (1999) Ekonomik Faaliyetlerde Enformelleşme ve Türkiye’de Enformel Ekonomik Faaliyetlerde Çalışanlara Yönelik Sosyal Politikalar , Anadolu Üniv. Yay., Eskişehir.

- TİSK (2000), 1998 Çalışma İstatistikleri ve İşgücü Maliyeti, Ankara 

-Türkün-Erendil Asuman (2000) “Mit ve Gerçeklik Olarak Denizli- Üretim ve İşgücünün Değişen Yapısı:Eleştirel Kuram Açısından Bir Değerlendirme”, Toplum ve Bilim, Sayı:86, Güz 2000, İstanbul.

- Yeldan Erinç ve Ahmet Haşim Köse (2000) “Türk Sosyal Güvenlik Sisteminin Yapısal Sorunları Üzerine Gözlemler”, Mülkiye, cilt 23, sayı 217, s.87-96

- White, Jenny (1999)   Para İle Akraba, İletişim Yayınları, İstanbul



·         Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü öğretim üyeleri

·         Bu makale İktisat dergisi sayı:430, Ekim 2002’de yayınlanmıştır.